Türkçe:(40 Soru)
Temel Matematik:(40 Soru)
Sosyal Bilimler:(20 Soru)
Fen Bilimleri:(20 Soru)

About Me

Recent Posts

18 Mart 2020 Çarşamba

Kurşun zehirlenmesi nedir? belirtileri nelerdir?

Kurşun zehirlenmesi nedir? Belirtileri nelerdir? 
Etken: Evcil hayvanlarda zehirlenmeye sebep olan en önemli metallerden
birisidir. Organik kurşun bileşiklerinden alkil kurşun bileşikleri (tetra etil kurşun
gibi) lipofil özellikte olup toksikolojik açıdan önem taşırlar. Kurşun ve bileşikleri
başlıca boya, akümülatör, seramik, porselen, kauçuk endüstrisinde; metal alaşımları (matbaa dizgisi, lehim, bronz gibi), kurşun borular yapımında; benzin katkı maddesi (alkil kurşun bileşikleri); insektisit (kurşun, arsenat); çocuk oyuncakları yapımında kullanılır.Kurşun zehirlenmeleri, maden cevherinin işlenmesi ya da hurdadan geri kazanım sırasında, akü, boya, matbaacılık, pil,plastik, kaynak, seramik, cam ve deri endüstrisinde çalışanlarda, toprak yeme öyküsü olanlarda, kurşunlu boyalar, bu boyalarla sırlanmış seramik kaplar ya da kurşun boruların kullanıldığı içme suyu şebekesinden ya da egzoz gazlarının yoğun olduğu yerlerde yaşanması 
sonucunda kronik bazen de akut olarak gelişebilir.
Devamlı kurşuna maruz kalma ile “kurşun absorbsiyonu” meydana gelir. Absorbsiyon her zaman zehirlenmeye yol açmayabilir. Ancak belirli bir miktardan  
sonra birçok organ ve sistemler etkilenmektedir. Bu etkiden zarar gören başlıca organ ise hematopoetik sistem, merkezi sinir sistemi, perifer sinirler ve böbreklerdir.Kurşun, proteinler üzerindeki sülfidril, fosfat ya da karboksil köklerine bağlanarak enzimleri etkisizleştirir, ayrıca kalsiyum, çinko ve demir ile etkileşir. Böylece hücre zarlarını etkiler, sinirsel iletiyi bozar, hücrenin redoks olaylarını etkiler ve nükleotid metabolizmasını bozarak çoklu sistem hasarı oluşturur. Kurşun tipik bir kümülatif zehirdir. Vücuttaki, kurşun yükünün %90-98›i kemiklerde bulunur. Absorbe olan kurşunun atılımının büyük çoğunluğu idrarla, geri kalanı ise gastrointestinal salgı ve diğer yollarla olmaktadır. 
Klinik bulgular:Kurşunla akut, subakut ve kronik nitelikte zehirlenmeler
görülür. Sığırlarda sıklıkla akut tipte olup, öldürücü dozun verilmesinden sonra
2-3 gün klinik belirti genellikle ortaya çıkmaz ama belirtiler ortaya çıktıktan sonra
da 12-24 saat içinde ölümle sonuçlanır.Karın sancısı, sürekli böğürme, tükürük, gözyaşı salgısında artış, ardından kabızlık, dışkı koyu renkte ve pis kokulu, idrara çıkma sık ve ağrılıdır. MSS’ine ilişkin olarak, özellikle çırpınmalar, titreme, kas  
spazmı, diş gıcırdatması, çevredeki eşyalara saldırma dikkati çeker. Daha az şiddetteki olaylarda, durgunluk, uyuşukluk, şartlı reflekslerde zayıflama, genel yada  
yarım felç ve körlük oluşabilir. Koyunlarda tetani hariç sığırdaki belirtiler gibi ancak daha hafif şekilde seyreder. Atlarda, uyuşukluk, tükürük salgısında artış, terle- 
me ve gırtlak kaslarının felci görülür. Köpeklerde belirtiler, mide-barsak ve sinir
sistemine özgü olmak üzere 2 tipte seyreder. Sürgün, kusma, anoreksi; sinirsel tipte
ise korku, histeri nöbetleri, epilepsi, körlük, arka kısım ataksisi dikkat çeker. Kedilerde ise, sinirsel belirtiler daha sık görülür. Kanatlılarda ataksi, iştahsızlık, genel durum bozukluğu, yumurta verimi, döllenme ve yavru çıkarma oranında azalma görülür. Sığırlarda subakut zehirlenmede, iştahsızlık, durgunluk, körlük, tremor, tükürük salgısında artış, rumen tembelliği ve takibinde sürgün görülür. Kronik zehirlenmelerde, sinir ve sindirim sistemi ile kan yapıcı organlar ve kas dokusuna ait belirtiler görülür. Anemi, zayıflama, körlük, çırpınmalar, topallık, eklem ve kas ağrısı, kusma, dişlerde kurşun pervazı, tam veya kısmi felç, peklik ve baş ve boyunda ritmik hareketler dikkat çeker.  
Otopsi bulguları:Gastroenteritis, hemorajik tablo, kaslarda gri-sarı renk
saptanır.Karaciğer ve böbrek hipertrofik ve solgun görünümdedir. Karaciğer üzerinde nekroz odakları mevcuttur. Mide-bağırsak içeriği esmer siyah renk almıştır. 
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli:Mide-bağırsak içeriği,karaciğer,-
böbrek ve varsa şüpheli maraz madde gönderilebilir.

cıva zehirlenmesi nedir? belirtileri nelerdir?

Cıva zehirlenmesi nedir? Belirtileri nelerdir? 
Etken: Civa oda sıcaklığında sıvı halde olan tek metal olup, kolayca buharlaşabilir. Tepkimeye girmemiş metalik civa (elementer civa), inorganik ve organik  
civa bileşikleri kağıt, deri, boya endüstrisinde ve elektrikli aygıtlar, pil, termometre
gibi ölçüm gereçlerinde, antiseptik olarak, diş hekimliğinde amalgam yapımında kullanılmaktadır. Çevrede civanın metilasyonu ve biyokonsantrasyonu,inorganik civa bileşikleri, birkaç istisna dışında (bazı mantarlarda birikir), besin zincirinde birikmez. Civanın metilasyonu, başlıca akarsu ve okyanus sularında oluşur. Bunun
dışında balıkların bağırsak içeriğinde ve balıkların dış derilerinde inorganik civanın, metil civaya dönüştüğü gösterilmiştir.Bunların tüketilmesi yoluyla zehirlenme belirtileri görülebilir. Civa, sindirim, solunum ve deri yoluyla emilebilir. Emilen civa vücutta kimyasal şekline ve bir ölçüde de alınma yoluna göre dağılım gösterir. Elementer civa buharları, solunum yollarından kolay emilir, kan-beyin bariyerini kolayca geçer ve en çok beyinde birikir. Vücuttan çok yavaş bir şekilde idrarla, az miktarlarda dışkı, tükürük, süt ve terle atılır.Civa organizmada sülfidril gruplarıyla etkileşime girer, enzim etkinliğini bozar, hücre ölümüne neden olur. 
Klinik bulgular:İnorganik civa tuzları ile akut zehirlenmenin ilk belirtisi, temasta olduğu dokuların koagülasyonu, irritasyonu ve korozyonu şeklindedir. Şiddetli bir mide-bağırsak yangısı ve sürgün görülür. Bazı olaylarda dolaşım kollapsı nedeni ile ölüm görülür. 1-2 gün içersinde ölüm şekillenmezse stomatit ve nefrit,  
belirtileri izler. Civa buharlarına akut dozda maruz kalma ile ayrıca akciğerlerde
pnömoni oluşur.
Kronik civa zehirlenmesi, Hg+2’nin absorbsiyonu ile ilgili olduğunda, başlıca etki böbrekte görülür. Metalik civa absorbsiyonunda ise daha çok MSS etkile- 
nir. Kronik civa buharlarına maruz kalma ile de görülen “nöropsikiyatrik” etkiler,
MSS’nin etkilenmesi ile ilgilidir. Tremor şiddetlidir, maruz kalma devam ettiğinde
tüm vücuda yayılır. Kronik cıva zehirlenmesinde, gözlerde göz merceğinin arka
yüzeyinde renk kaybolmasına sık rastlanır. Bu klasik belirtiler yanında zayıflık, aşırı yorgunluk hissi, kilo kaybı, iştahsızlık, gastrointestinal bozukluk dikkati çeker. Ender olarak diş etlerinde mavi-siyah civa çizgisi görülür.  

Otopsi Bulguları:Civa bileşikleriyle zehirlenerek ölen hayvanlarda stomatit, böbreklerde büyüme, kanamalı enterit, kalp, mukoza ve ve serozalarda kanama  
alanları dikkati çeker.
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli:Karaciğer, böbrek, mide içeriği
gönderilmelidi

bakır zehirlenmesi nedir? belirtileri nelerdir?

Bakır zehirlenmesi nedir? Belirtileri nelerdir? 
Etken:Toprakta en fazla rastlanan 26. elementtir. Bakır, tuzları halinde, (bakır sülfat, bakır klorür ve bakır oksit gibi) tarımda ve veteriner hekimlikte kullanılmaktadır.Ağızdan alındıktan sonra, vücutta ince bağırsaklardan emilir, dolaşıma girer. Karaciğerde yüksek düzeyde birikir. Lizozomlar, mitokondrionlar ve çekirdekteki temel enzimlerden başka noktalara sıkıca ve yüksek ilgiyle bağlanırlar. Bu noktalar protein kelatındaki sülfidril grupları olabilir, bakır bu yerlerde yükseltgenleyici maddelerin etkisiyle salıverilir. Vücuttan başlıca safrayla atılır, bağırsaklara gelen bakır burada kısmen geri emilir. Plasentadan kolayca geçer ve yavrunun 
karaciğerinde de birikebilir.
Klinik bulgular: Koyunlar bakıra en duyarlı hayvanlardır. Akut zehirlenmeler özellikle koyunlarda, bulantı, kusma, tükürük salgısında artış, şiddetli karın sancısı, sürgün, güçsüzlük, anoreksi, ayak ve bacaklarda soğuma, felç, kollaps ve 
klinik belirtilerin başlamasını takiben 1-4 günde ölüm şekillenir. Dışkıda koyu yeşil renktedir ve mukus bulunur.
Bağ ve bahçelerde fungusit olarak kullanılan “Bordo bulamacı” ve benzeri 
bakır preparatları ile ilaçlanmış yerlerde, sığırların uzun süre otlatılmaları kronik 
bakır zehirlenmelerine yol açmaktadır.Kronik bakır zehirlenmelere sığırlarda nadiren rastlanmaktadır. Sindirim semptomlarına ek olarak, depresyon hali, kaslarda güçsüzlük, hemoglobinüri ve sarılık şekillenir.Karaciğerde biriken bakır kritik bir düzeye yükseldiğinde, birdenbire hemolitik kriz şekillenir. Sarılık, hemoglobinüri, nabzın zayıflaması sonucu koma ve ölüm şekillenmektedir.

Otopsi bulguları:Bakır zehirlenmesi ile ölen koyunlarda sarılık, hemoliz,bağırsaklarda kanlanma, karaciğer büyümesi ve sarıportakal renk alması, safra kesesinde büyüme ve içinde koyu-yeşilimsi safra bulunması, böbreklerin büyümesi,kanamalı ve gevrek olması dikkat çeker.Kaslar koyu renktedir ve nekroz vardır.
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli: Karaciğer ve böbrek gönderilir.

SUNİ TOHUMLAMA

     SUNİ TOHUMLAMA (REKTO-VAJİNAL)

 Rekto-vajinal teknik, sığırları yapay olarak döllemek için en yaygın kullanılan yöntemdir.  Bu tekniği uygulamak için gereken temel beceriler, mesleki talimat ve denetim altında yaklaşık üç günlük uygulama ile elde edilebilir.  Kendi başınıza daha fazla çalışma ile ek yeterlilik ve güven elde edilecektir.

 Tohumlama işleminin ilk adımı, tohumlanacak hayvanı kısıtlamaktır(zaptı rapt). Sığır döllemek için bir yer seçerken aklınızda bulundurmanız gereken birkaç şey vardır: 
 • Hem hayvanın hem de hekimin güvenliği.
 • Kullanım kolaylığı.
 • Olumsuz hava şartlarından korunmak.


        Kateter hazırlanması

  Kanisteri yalnızca tutucuyla tepesinden tutabileceğiniz kadar kaldırın en yüksek noktadan yaklaşık 8 cm. kadar. Kanisterin ya da sapının tankın ağzında 10 saniyeden fazla kalmasına izin vermeyin.
 Sperma Çözülmesi:
a. Cepte Eritme : payeti gömleğinizin cebinde kağıt mendil arasında 3-5 dakika bekletin.
b. Sıcak suda eritme: payeti 32,5 – 35 C° sıcak suda en az 40 saniye bekletin.Payeti temizleyin ve pistoleye takmadan doğru boğa olup olmadığını kontrol edin.Pistole kılıfını paketinin köşesindeki küçük delikten çıkarın. 
Sperma payetini yerleştirmeden önce pistoleyi ısıtın. Sperma pistoleye takıldıktan sonra kıvrımın tam altından ve sağ köşesini düzgünce kesin. Pistole kılıfını payete geçirin, payeti kılıfın ucuna yerleştirin ve yerini sabitleyin. Sperma kılıfın sonuna gelene kadar pistonu iterek pistoleyi kullanıma hazırlayın.

Hazırlanan pistoleyi plastik bir eldiven içerisine ve daha sonra giysinizin içine ineğe uygulamak üzere koyun.


      Kateter Uygulama

 Sol veya sağ elle olmanıza bakılmaksızın, üreme sistemini manipüle etmek için sol elinizi rektumda, döllenme kateterini manipüle etmek için sağ eli kullanmanız önerilir.  Bunun nedeni, ineğin rumeninin karın boşluğunun sol tarafında yer alması ve üreme sistemini hafifçe sağa kaydırmasıdır.  Böylece, sağ elin aksine yolu solunuzla bulmayı ve manipüle etmeyi çok daha kolay bulacaksınız.

 Kalça üzerinde hafif bir masaj  veya tohumlama için yaklaşırken yumuşak konuşulan bir kelime, hayvanı şaşırtmaktan veya şaşırtmaktan kaçınmaya yardımcı olacaktır. Kuyruğu sağ elinizle kaldırın ve rektuma sol elinizdeki yağlanmış veya jellenmiş eldivenle hafifçe masaj yapın. Kuyruğu, tohumlama sürecine müdahale etmeyecek şekilde sol ön kolunuzun arka tarafına yerleştirin.  Parmaklarınızı sivri bir şekilde bir araya getirin ve elinizi bileğe kadar rektuma sokun.

 Fazla dışkı ve kalıntıları gidermek için vulvayı bir kağıt havluyla hafifçe silin. Dışkıyı vulva ve vajinaya bulaştırabilecek veya zorlayabilecek aşırı basınç uygulamamaya dikkat edin. Sol elinizle bir yumruk yapın ve doğrudan vulvanın üzerine bastırın.  Bu, vulva dudaklarını yayacak ve vajinal duvarlara temas etmeden önce kateter ucunu vajinaya birkaç inç sokmak için açık erişim sağlayacaktır. Vajinanın tabanında bulunan üretral açıklık ve idrar kesesine girmekten kaçınmak için kateteri 30º yukarı açıyla yerleştirin. Kateter vajinanın yaklaşık 6 ila 8 inç içerisindeyken, kateterin arkasını biraz düz bir konuma kaldırın ve serviksin dış kısmına temas edene kadar ileri doğru kaydırın. Serviksin ucuyla temas ettiğinde kateterin üzerinde belirgin bir tıkaç hissedilir. Serviksi geçmek biraz zordur bu yüzden manipüle edilerek kateter serviks halkasında geçirilir ve bifurkasyo noktasına kadar gönderilir veya serviksi geçmek yeterli tohumlama için .


 Maksimum üreme verimliliğine ulaşmak için bir ineği döllerken hatırlanması gereken en önemli hususlardan bazıları şunlardır:

 • Nazik olmak. Çok fazla güç kullanmayın.
 • Tohumlama iki aşamalı bir süreçtir. Kateteri servikse götürün ve sonra serviksi kateterin üzerine yerleştirin.
 • Spermi sadece serviks yoluyla corpus uteriye bırakın.
 • işlemi yaparken acele etmeyin.
 

HİPOKALSEMİ (SÜT HUMMASI)

    SÜT HUMMASI (Hipokalsemi) 


Klinik bulgular

Süt Humması (Hipokalsemi), yeni doğum yapmış ineklerde en sık görülen hastalıklardan biridir. Kuru madde tüketimi ve süt veriminde azalmalara neden olmaktadır. Bunun yanısıra beraberinde ketozis, plasentanın atılamaması, abomasumun yer değiştirmesi ve metritis gibi başka bozukluklara da sebep olabilir.

Süt humması doğumdan sonra laktasyonun başında karşılaşılabilen kompleks metabolik bir hastalıktır. İştahsızlık, tetani, idrar ve gübre çıkarmama ile yana yatma (ayağa kalkamama) gibi klinik belirtileri bulunur. Eğer tedavi edilmezse hayvanın ölümüne dahi sebep olabilir. Özellikle yüksek verimli hayvanlar hastalığa karşı daha hassastırlar. Yaşla birlikte hastalığa yakalanma riski artar bunun yanında ırklar arasında da farklılık görülmektedir. Örneğin Jersey ırkı ineklerin Holştayn ırkı ineklere göre daha sık süt hummasına yakalandıkları bildirilmektedir ineklerde doğumu takiben 24. ile 72. Saatler arasında kanda iyonize kalsiyum düzeyi düşmesi motorik sinir uyarılarına yanıt verilememesi ve kas tonusunun düşmesi ile karakterize bir hastalıktır. Bu durumda; hipokalsemik bir parezis tablosu görülür. Parazisin yanında kollaps, depresyon ve koma da görülür. Genellikle doğumu takiben 24. ile 72. saatler arasında şekillense de doğum öncesinde de görülebilmektedir.İneklerde süt verimi ne kadar yüksek olursa, hipokalsemi olasılığı o kadar da fazla olur. 5 yaşından büyük ineklerde daha çok görülür. Çünkü yaş arttıkça, parathormon daha az aktive olarak kemiklerdeki kalsiyumu mobilize etme yeteneği biraz daha azalır. Kalsiyuma olan gereksinim arttığında dolayısı ile kalsiyum miktarı düşecek ve başlangıçta klinik bulgu göstermeyen subklinik bir hipokalsemi şekillenecektir. Hipokalseminin şekillenmesi ile düz kas fonksiyonlarında bir azalma şekillenir. 


Sınıflandırma

1. Dönem

  • İştahsızlık
  • Süt veriminde düşme.
  • Rumen hareketlerinde azalma.
  • Dışkılamada azalma.
  • Baş ve ayaklarda titreme.
  • Duyarlılığın artması, böğürme, başı sallama, diş gıcırdatma.
  • Hareketsiz duramama, arka ayakları yer değiştirme, sallantılı yürüyüş ve yere düşme.                                                                                                                                            2. Dönem
  •  Depresyon ve iştahsızlık.
  • Süt verimi yok, memelerden süt gelmez.
  • Sterno-abdominal pozisyonda yatış, baş göğüs kafesine doğru kıvrılmış vaziyette.
  • Pulzasyon artmış ve zayıftır.
  • Dışkılama ve ürinasyon yoktur.
  • Anüs gevşektir.

Sığırlarda Ketozis Hastalığı ve Tedavi


3. Dönem

  • Hayvan boylu boyunca yatar durumdadır. Yan yatmış ve 4 ayağını da uzatmıştır.
  • Kaslar gevşektir.
  • Uyarılara tepki vermez.
  • Gastro-intestinal hareketler iyice azaldığından timpani gözlenir.
  • Pulzasyon artmıştır, ancak alınamaz.
  • Pupiller refleks kaybolmuştur
Hayvanlarda Zehirlenmeler, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri


   Nedenleri
  • hayvanın kalsiyum metabolizmasının yanısıra
  • anyon katyon dengesi
  • magnezyum
  • fosfor
  • potasyum miktarları ile de doğrudan ilişkilidir.

     

      Korunma

Bu sebeple, bu dönemde kalsiyum tüketiminin sınırlandırılması gerekmektedir. Günde 50 g’ın üzerine çıkmaması (tavsiye edilen 10-20 g/gün) gerekmektedir. Dolayısıyla, yonca otu gibi kalsiyumca zengin kaba yemlerden uzak durulması gerektiği önerilmektedir. 


Tedavi

Sığırlarda Hipokalsemi ve tedavisi damar içi kalsiyum tuzlarının verilmesi ile başlar. En sık kullanılan kalsiyum boroglukonattır. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları kalbe toksik etkilidir. Bu nedenle kullanılacak olan kalsiyum tuzu vücut ısısında damla damla, vena jigularis yolu ile ve perfüzyon cihazıyla verilmelidir.

Vena jigularisin belirgin olmadığı durumlarda uygulama vena subcutanea abdomonisten de yapılabilir. Kalsiyum tuzlarının damar içine enjeksiyonu esnasında kalp atımları önce yavaşlar, sonra süratlenir. Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir.

Süt sığırlarında kalsiyum fosfor dengesi bir çok metabolik bozukluk için önem taşımaktadır

Bu amaçla atropin sulfat ve Verapamil’den yararlanılabilir. Kalsiyum enjeksiyonunundan 5 dakika önce atropin sülfat 0.02mg/kg damariçi; Verapamil ise, 0.05mg/kg deri altı uygulanarak hiperkalsemiye bağlı muhtemel kalp aritmilerinin önüne geçilebilir.




16 Mart 2020 Pazartesi

SARILIK - İKTERUS

     İKTERUS (SARILIK)

 Sarılık bir semptomdur. Öncelikle göz  konjunktivanın ikterik (sararması) ile göze çarpar.  Tüm dokular sararır. Safranın içindeki madde olan bilirubin'in birikmesi ve kana karışması ikterusa  (sarılığa) sebep olur. 

        ETİYOLOJİ

1- Hemolitik hastalıklara bağlı eritrositlerdeki aşırı yıkıma bağlı sarılık. (Hemolitik ikterus)
2- Safra akışının engellenmesine bağlı sarılık.
 a) Hepatosit dejenerasyonuna bağlı sarılık (Hepatotoksik – Parankimatöz ikterus),
 b) Safra akışının durgunlaşmasına bağlı sarılık (Durgunluk – Rezorpsiyon ikterus).


1. Hemolitik İkterus; K.ciğerde genellikle bir bozukluk görülmez. Prehepatik özellikte olan 
bu sarılıkta eritrositlerde aşırı bir yıkımlanma söz konusudur. K.ciğer parankimi kendisine gelen gereğinden fazla bilirubini işleyecek kapasitede olmayınca ve böbreklerden atılamayınca kanda birikmeye başlar ve bilirubinemi oluşur. Aynı zamanda bağırsaklarda da fazla miktarda urobilinojen oluşur, idrarda urobilin değerleri artar. Şiddetli hemolitik hastalıklarda oluşan anemi de hepatositlerin fonksiyonunu olumsuz olarak etkiler. Bu tip ikterusun görüldüğü önemli hastalıklar arasında piroplazmozis, anaplazmozis, leptospirozis ve atların anemi infeksiyöz hastalığı yer alır. Benzer tabloya daha az oranda hemolitik streptokok enfeksiyonlarında, basiller hemoglobinüride ve antraksta da rastlanmaktadır. Ayrıca infeksiyöz hastalıklar yanında kimyasal madde ve bitkisel toksinler ile yılan zehirleri de etkilidir. 


2. Safra akışının engellenmesine bağlı sarılık 

a) Hepatosit dejenerasyonuna bağlı sarılık (Hepatotoksik – Parenkimatöz ikterus);

 K.ciğer epitel hücreleri üzerine etkili olan ve hidropik dejenerasyona, yağlanmaya - nekroza yol açan toksik maddeler nedeniyle hepatotoksik ya da parenkimatöz sarılık şekillenir. Sarılık k.ciğerde bu yıkımlanmalara bağlı olarak iki şekilde oluşur.
xBirincisi , hepatositler çok fazla yıkımlanır ve karaciğer ekskretorik fonksiyonlarını yerine 
getiremez ve (hemolitik ikterusta olduğu gibi) bilirubin kanda birikir. İkincisi, hepatositlerin şişkinliği safra kanalcıklarını tıkar. Safra epitel hücrelerince ekskrete edilir, ancak safra kesesi ve bağırsağa ulaşamaz. Bu nedenle, k.ciğerde biriken bilirubin kana geri emilir. Bu tip ikterusta kanda hem bilirubin I hem de bilirubin II birikir.


b) Safra akışının durgunlaşmasına bağlı sarılık (Durgunluk – Rezorpsiyon ikterus); 

Safranın normal akışının engellenmesi durumunda durgunluk (rezorpsiyon) ikterusu oluşur. Engellenme sonucu safranın büyük bir kısmı kana emilir. Obstrüksiyon nedenleri arasında; 
İntra ve ekstra hepatik safra duktuslarının parazitler ile tıkanması,Bilier sirozda bağ dokusunun intrahepatik safra duktuslarına basıncı,Kolangitis,Safra taşları, neoplazma, apse ve granülom gibi kitlelerin dıştan basıncı, Duodenitislerde papilla duodeni bölgesindeki orifisyumun yangısal şişkinlik nedeniyle ortaya çıkar.


      NEDENLERİ

Karaciğerde veya kanda yıkımlanmaya yol açan hastalıklar ise şöyle sıralanabilir;
Babesiosis  (Piroplasmosis, ağrıma, kırçan)
Diğer kan parazitleri (Theileriosis ve Anaplasmosis), Leptospirosis, Basiller İkterohemoglobinüri, Kronik Bakır Zehirlenmesi
Acı bakla zehirlenmesi ( Lupinosis), Uzun süre ve yüksek dozda oksitetrasiklin kullanılması, Mycoplasma ovis enfek. (Eperythrozoonosis),
Tıkanma sarılıkları ( Safra taşları, Kelebekler)
Bunlardan dolayı oluşur.


       TANI ve AYIRICI TANI

İlk akla gelenler özellikle kenelerle bulaştırılan, kenelerin aktifleştiği aylarda ortaya çıkan kan parazitleridir.  Babesiosis,  theileriosis ve anaplasmosis.  Ayırıcı tanıda laboratuvardan yardım almak gerekir.  Klinik olarak kan işeme veya otopside idrar kesesinin kanlı idrar ile dolu olması yol göstericidir.  

.          Babesiosiz karkasta ikterus

.               Babesiosiz mukuzada ikterus

.                        Theileriosiz

Leptospirosis yaygın bir hastalıktır. Sular ile bulaşma en belirgin yol olduğundan yağmurlar ile atış gösterir. Ayrıca fareler de bulaşma kaynağıdır. Doğal aşım ile de leptospirosis yayılabilir. Kan işeme ve sarılık kombine olur..                   Vulva mukuzasında ikterik

Basiller İkterohemoglobinüri bir klostridyum enfeksiyonudur (Clostridium haemolyticum =  CL. novji tip D). Leptospiroz hastalığı ile karıştırılabilir. Ölümcül bir hastalıktır. Karaciğeri tahrip eder. Klostridyum Novji Tip B tarafından oluşturulan ve karaciğeri yıkımlayan kara hastalık = Nekrotik hepatit ise çoğunlukla sarılık belirtisi ortaya çıkmadan hayvanın ölümü ile sonuçlanır. Basiller İkterohemoglobinüri hastalığında, kan işeme belirgindir. Mortalite oranı %95 civarındadır. 

Kronik bakır zehirlenmesi ayak banyolarında kullanılan bakır sülfatın kaza ile alınması, sümüklü böcek mücadelesinde veya  bitkiler için kullanılan bakırın küçük miktarlarda ama sıklıkla alınması ile ortaya çıkabilir.Koyunlar bakıra karşı en duyarlı hayvan türüdür.Kesin teşhis için kanda veya böbrekte, karaciğerde bakır miktarı tayini yapmak gerekir.

Acı bakla bitkisi ile zehirlenme bölgesel olarak görülen bir durumdur.  Lupinosis denilen bu sorun acı bakladaki alkaloidlerin gereğinden fazla alınması sonucunda ortaya çıkar.

Oksitetrasiklinin sık ve yüksek dozda kullanılmasının hepatotoksik ( Karaciğeri harap eden) etkisi olabileceğini de unutmamak gerekir.

 Mycoplasma ovis enfeks.(Eperythrozoonosis)  koyunlarda teşhis edildiği henüz bildirilmeyen, sadece fare ve sığırlarda teşhis edildiği ifade edilen sarılık sebepleri arasında sayılmaktadır.

Safra taşları veya safra yolunu tıkayan kelebeklerin (fasciola) "tıkanma sarılığı" na sebep olduğu bilinmektedir. 


     TEDAVİ 

Kan parazitleri için koruyucu hekimlik kene mücadelesidir. Tedavisi mümkün olan hastalıklardır. Theileriosis'in aşısı da vardır.
Leptospirosis ve basiller ikterohemoglobinüride koruyucu hekimlik aşılama ile mümkün olur. 

Düzenli aşılama ile önlenebilecek hastalıklardır.  Tedavi mümkündür.  Ancak, akılcı olan işi tedaviye bırakmadan sistemli aşılama yapmaktır.

Tam olarak yapılması gereken, sarılığın arkasındaki asıl sebebi bulmaktır.  En önemli yardımcımız laboratuvar muayeneleridir. 

Doğru teşhis, bizi doğru tedaviye veya doğru yönde koruyucu hekimlik uygulamalarına yönlendirecektir. 
 

KÖPEKLERDE AŞI TAKVİMİ



         KÖPEKLERDE AŞI TAKVİMİ

  Yavru Köpeklerin Aşılama Takviminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

-Aşılama yapılacak yavru köpek en az 7 haftalık olmalıdır.

- Aşılama yapılacak olan köpeğin iç ve dış parazitlerinden arındırılmış olması gerekir.

- Köpeklerin aşılama zamanı vücut sıcaklıkları normal, yani 38.5-39.5 derece sınırları içerisinde olmalıdır.

- Aşılanacak olan köpek kesinlikle stresten, stres oluşturacak etkenlerden uzak tutlmalıdır. Köpeğiniz huysuz olmamalıdır.

- Köpeğe en az bir hafta öncesinde kortikosteroid türü ilaçlardan birisi yapılmamış olmalıdır.

- Aşılamadan önceki 3 gün ve aşılamadan sonraki 3 gün yavru köpekler banyo yaptırılmamalıdır.

- Yavru köpekler aşılama öncesi tamamen sütten kesilmiş olmalıdır.

- Hastalık geçiren köpeklere, ishal, kusma, iştahsızlık gibi şikayetleri olan köpeklere aşı yapılmamalıdır.

- İki aşılama arasındaki süre en az 2-3 hafta olmalı, yapılan aşılar yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.

- Kullanılan köpek aşıları +2 ile +4 derecede muhafaza edilmiş olmalıdır.  

  

6.Hafta   Puppy DP ( Yavru Köpeklerde ): Köpek Distemper virusu (CDV) ile Parvo virus enfeksiyonlarına (CPV) karşı aktif bağışıklığı sağlamak amacıyla kullanılır. Puppy DP, özellikle 4-6 haftalık köpek yavrularında ilk aşılamanın temelini oluşturmaktadır ve köpekler için önerilen aşılama programının bir parçasıdır.

7.Hafta    Parazit Tedavileri : İnsektisit - Akarisit) Rutinde uygulanan dış parazit aşıları ense damlası olarak kullanılır. ... Köpekleri bu etkenlere karşı ortalama 2 ay süreyle koruma sağlar. Yaz aylarında ve enfestasyon yoğunluğuna bağlı olarak 1 ay süre ile etkilidir.

8.Hafta    1. Karma Aşı: farklı virüse karşı koruyuculuk sağlayan aşıdır. Bunlar;

- Parvovirüs ( kusma, ishal, dışkıda kan görülmesiyle karakterize ölümcül bir hastalığın etkenidir.)
- Distemper: Köpek gençlik hastalığı (Solunum, sindirim, sinir sisteminde etkisini gösteren, yavru köpeklerde ölüm oranı yüksek olan bulaşıcı viral bir hastalığın etkenidir.)
- Adenovirüs- Tip 2 ( Daha çok solunum sisteminde hastalık yapmaktadır." İnfeksiyöz Tracheobronşitis veya Kennel Cough" olarak adlandırılan köpek öksürüğü hastalığının etkenlerinden biridir)
- Parainfluenza ( Üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan öksürük ile kendini gösteren hastalığın etkenidir.)
- Leptospira Canicola (Böbreklerde bozukluk yapan kanlı ishal ve sarılık meydana getiren bakteriyel bir hastalığın etkenidir).

9.Hafta    1.Bronchine Aşısı: Etkeni Bordetella bronchiseptica bakterisi olan, Kennel Cough- Köpek boğmacası olarak bilinen, üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan kronik öksürükle karakterize bulaşıcı bir hastalığa karşı uygulanan aşıdır. 

10.Hafta    1. Corona Aşısı: İştahsızlık, kanlı- mukuslu ishal, kusma meydana getiren viral bir hastalığa karşı koruma oluşturur.

11.Hafta    2. Karma Aşı: farklı virüse karşı koruyuculuk sağlayan aşıdır. Bunlar;

- Parvovirüs ( kusma, ishal, dışkıda kan görülmesiyle karakterize ölümcül bir hastalığın etkenidir.)
- Distemper: Köpek gençlik hastalığı (Solunum, sindirim, sinir sisteminde etkisini gösteren, yavru köpeklerde ölüm oranı yüksek olan bulaşıcı viral bir hastalığın etkenidir.)
- Adenovirüs- Tip 2 ( Daha çok solunum sisteminde hastalık yapmaktadır." İnfeksiyöz Tracheobronşitis veya Kennel Cough" olarak adlandırılan köpek öksürüğü hastalığının etkenlerinden biridir)
- Parainfluenza ( Üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan öksürük ile kendini gösteren hastalığın etkenidir.)
- Leptospira Canicola (Böbreklerde bozukluk yapan kanlı ishal ve sarılık meydana getiren bakteriyel bir hastalığın etkenidir).

12.Hafta    2. Bronchine Aşısı: Etkeni Bordetella bronchiseptica bakterisi olan, Kennel Cough- Köpek boğmacası olarak bilinen, üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan kronik öksürükle karakterize bulaşıcı bir hastalığa karşı uygulanan aşıdır. 

13.Hafta    2. Corona Aşısı: İştahsızlık, kanlı- mukuslu ishal, kusma meydana getiren viral bir hastalığa karşı koruma oluşturur.

14.Hafta     1. Lyme Aşısı: Borrelia Burgdorferi etkenli zoonoz karakterli hastalığa karşı yapılır .

15.Hafta     Kuduz Aşısı: Kuduz hastalığına sebep olan Rabies virüsüne karşı koruma sağlayan aşıdır.

16.Hafta      2. Lyme Aşısı: Borrelia Burgdorferi etkenli zoonoz karakterli hastalığa karşı yapılır .

17.Hafta      Parazit Tedavileri: İnsektisit - Akarisit) Rutinde uygulanan dış parazit aşıları ense damlası olarak kullanılır. ... Köpekleri bu etkenlere karşı ortalama 2 ay süreyle koruma sağlar. Yaz aylarında ve enfestasyon yoğunluğuna bağlı olarak 1 ay süre ile etkilidir.

15 Mart 2020 Pazar

HOFLUND SENDROMU-VAGUS İNDİGESYONU

     VAGUS İNDİGESYONU (HOFLUND SENDROMU)

     Patogenez

Vagus tahribatı kardiya’nın arkasında ise ostium retikulo omasi ve piloris’te fonksiyonel stenozu şekillenir. Vagal hasarı sonucu tahribatın gerisinde kalan sindirim kanalları boş, ön kısımda ise doludur.
Nervus vagusun dorsal kolu öncelikle rumeni innerve eder ve sadece retikulum, omasum ve abomasuma önemsiz birkaç kol verir. Bu nedenle rumen sinir olarak adlandırılır.
Ventral kolu ise diyaframanın yüzeyinde diğer üç mide (retikulum, omasum ve abomasum) için farklı dallara ayrılır ve bu nedenle retikulum-omasum-abomasum siniri olarak bilinir. Nervus vagustaki lezyonun lokalizasyonuna göre innerve ettiği ön midelerde kontraksiyon hareketlerinde farklı fonksiyonel bozukluklara yol açar.



  Semptomlar

Ön fonksiyonel stenoz’da; genellikle rumen atonisi ile ilgilidir. Rumen atoniktir ve zamanla dilate olur.
Arka fonksiyonel stenoz’da; abomasum içeriğinin barsaklara geçemediği ve geriye doğru reflux olduğu görülür. Bu nedenle rumen içeriği sulu bir haldedir ve çalkantı sesi alınır. Ayrıca rumendeki Cl iyon konsantrasyonu artmıştır. İçeriğin abomasuma geçişinin engellenmesi, omasum ve abomasum tembellikleri, piloris stenozu ve bradikardi meydana gelir.
1) Ruktusun engellenmesi ileri gelen gaz birikimi veya kronik timpani,
2) Omasuma geçişin engellenmesi (ostium retikuloomasinin görev yapmaması ve tıkanıklığı)
3) Piloris stenozu ve abomasum konstipasyonu veya dilatasyonu şeklinde de sınıflandırılır.
Rumen dilatasyonu,rumenin sıvı ile aşırı dolgunluğu ve rumen hareketlerinin hiperaktivitesi ile karakterizedir.Rumen hareketleri oskültasyonla saptanmaz,ancak palpasyonla hissedilir.
4)Retikulum atonili veya atonisiz pilorusun sürekli arka fonksiyonel stenozu.
Retikulum,rumen,omazum,ve abomazumun dilatasyonu ile kendini gösterir.Rumen hareketleri normal veya hiperaktiftir.
5) Retikulum atonili veya atonisiz pylorus’un nüksedici arka fonksiyonel stenozu.
Bu form abomasumu innerve eden nervus vagusun birçok küçük yan dallarının etkilenmesi sonucu ortaya çıkar.
Her ne kadar klinik olarak hastalığın dört formunda semptomlarda az veya çok farklılık görülse de karakteristik semptomlar büyük ölçüde benzerdir. Ortak semptomlar olarak; hastalık kronik bir seyir gösterir. Hayvanlarda iştahsızlık, kilo kaybı, dışkı miktarında azalma, rumende gaz ve sıvı birikimine bağlı olarak abdominal genişleme, karın duvarına arkadan bakıldığında sol tarafta şişkinlik ve sağ tarafta dilatasyon (solda elma, sağda armut formu), dıştan ve rektal palpasyonda genişlemiş ve dolu abomasum, rektal muayenede rumenin distalinin dorsalinden daha fazla genişlediği belirlenir .

.                HOFLOND SENDROMU
Rumen hareketleri düzensizdir, bazen artar bazen de tamamen durur. Süt verimi azalır, geviş getirme azalır veya tamamen durur. Ön midelerde dolgunluk olmasına rağmen dışkı miktarında azalma, şiddetli dehidrasyon (omasum konstipasyonu) ve hayvanın fazla miktarda su içmesine rağmen suya doymadığı gözlenir. Vücut ısısının normal veya subnormal olduğu tespit edilir. Akut olgularda kıl örtüsü, deri ve deri altı dokularda ve lenf düğümlerinde göze çarpan bir değişikliğe rastlanmaz. Hayvanlarda solgun mukoza gözlendiği durumlarda kalp dolaşım sistemi muayene edilir ve sıklıkla kalp ve nabız sayısının dakikada 30 olmasıyla karakterize bradikardi tablosu saptanır.

.                  Elma armut görüntüsü

   Etiyoloji

Kardiya’daki fonksiyonel stenoz sonda uygulaması (sondanın güç geçişi) ile saptanabilir. Ostium retikuloomasinin stenozu, hastaya tuz eriyiği (1-2 litre % 10’luk Na2SO4 veya MgSO4) renkli bir madde veya tıbbi kömür ile birlikte yavaşça içirilmesinden sonra direk omasumun dinlenmesiyle veya 2-3 dakika sonra abomasuma punksiyon yapılarak geçişin olup olmadığının tespit edilmesiyle ortaya konulabilir.

      Tanı
Rumen dilatasyonu ve gıda dolgunluğu, nüksedici timpani, tedrici zayıflama ve bradikardi semptomları Vagus sendromu’nun tanısı için yeterlidir. Vagus indigesyonlarının mide stenozlarının tipik semptomu olmamasına rağmen, bradikardi tablosunun varlığı nervus vagus hasarına işaret eder. Bradikardi tablosu; sola abomasum deplasmanları, enteritis, RPT gibi sindirim sistemi organların hastalıklarında da görülür. Bradikardinin vagotonik olup olmadığının belirlenmesinde atropin testi yapılır. Vagotonik kökenli bradikardilerde atropin enjeksiyonu sonucu kalp frekansında artış meydana gelir. Bu amaçla % 0.1’lik atropinden 30 ml (30 mg) sc uygulanır ve her 5 dakikada bir 20 dakika süreyle kalp frekanslarının sayısı belirlenir. Kalp sayısındaki artışların % 5 veya daha az olması, bradikardinin kardiyak kökenli olmasına, % 7-16 oranındaki artışlar, vagotonik bradikardi olduğunu düşündürürken, % 16 veya daha fazla artışlar % 95 olasılıkla vagal kökenli bradikardinin varlığına işarettir.

    Tedavi
Vagus indigesyonu tespit edilen hayvanlarda tedavi şansı oldukça düşük olduğundan kesime sevk edilmeleri daha ekonomik olur. Damızlık değeri yüksek olan hayvanlarda ve hastalığın ilerlemediği olgularda tedavi denenebilir. Ön fonksiyonel stenozun tedavisinde yapılması gereken ilk operatif yolla rumen (rumenotomi) açılarak içeriğin boşaltılması (yabancı cisimlerin alınması ve apselerin açılması) ve kronik nüksedici timpaniye karşı kalıcı fistül uygulamasıdır. Rumenotomi operasyonu sırasında ve sonrasında taze rumen içeriği verilerek iyileşme hızlandırılır. Ayrıca hayvana dengeli elektrolitler verilir. Tüm tedavi denemelerine rağmen 8-10 gün içerisinde iyileşme gözlenmez ise kesime sevk edilir.

.                         Rumenotomi

     Ayırıcı Tanı
Tedaviye hızlı bir cevap vermemesiyle basit indigesyonlardan,
Rumende aşırı ve hızlı bir şekilde gaz toplanmamasıyla akut rumen timpanisinden,
Rumen sıvısı analizlerinde ön midelerde mikroflora ve faunanın hipoaktivitesinin olmamasıyla kronik rumen dilatasyonundan,
Ağrı belirtilerinin olmaması, karında tipik genişleme ve ateş olmaması ile kronik RPT’den,
Rumende genişleme olmasıyla gıdaya bağlı abomasum konstipasyonlarından,
Abomasumda genişleme olması, sağ kostal arkın gerisinin perküsyonunda ağrının bulunmaması ile omasum konstipasyonundan,
Sağ xyphoid bölgede ağrı saptanmamasıyla abomasum ülserlerinden,
Çok su içmemesi ve dehidrasyon gelişmemesiyle ostium retikuloomasinin tıkanmasından ayrılır.
Rumende hipermotilite olduğu durumlarda,
Sonda uygulandığında kusma şekillenmemesiyle diyaframa fıtkından ayrılabilir.
Vagus bradikardi durumları atropin testi ile gerçek bradikardiden ayrılır.

   Komplikasyonlar
 Ventral kolun yaralanmasında nadiren görülen sebepler olarak, retikulumdaki aktinomikotik lezyonlar, retikulumun diaframaya fıtkı, karaciğer apseleri, omasum konstipasyonu ve abomasum Leukosis’i sayılabilir.Kardia’nın kranialinde, bölgesel lenf yumrularının (retrofarengiyal ve mediastinal) Tuberculosis, Leukosis ve apsedasyonlara bağlı olarak aşırı büyümesi, plöritis, bazı paraziter kistler (cysticercosis), diyaframa fıtkı, intra ösefagal yabancı cisimler ve ekstra ösefagal lezyonlara (peri ösefagitis, ösefagal divertikulumu, peri ösefagal apseler) bağlı olarak nervus vagusun basınç altında kalması sonucu disfonksiyon gelişir 

TVT HASTALIĞI

TRANSMİSSİBLE VENEREAL TÜMÖR ( TVT )

    Etiyoloji

 İnfeksiyöz sarkoma, venereal granuloma, transmissible lenfosarkoma ya da Sticker tümörü olarak da bilinen Transmissible Venereal Tümör (TVT), köpeklerin genellikle eksternal ender olarak da internal genital organlarına yerleşen iyi huylu retiküloendoteliyal bir tümördür. Daha çok coitusla bulaşır, genç ve seksüel açdan aktif olan hayvanlarda görülür 1-3. Hastalık 2-8 yaşlardaki hayvanlarda (%80) daha çok tespit edilmiştir ve özellikle dişi köpeklerde (%64.5) erkek köpeklerden (%35.5) daha sık görülmektedir. 
Oluşumu için bugün savunulan ortak görüş, TVT’nin allogenik hücresel transplantlarla oluştuğu ve tümördeki bu anormal hücrelerin vektör olarak rol oynadığı bilinir. Pembeden kırmızıya kadar değişik renkte olabilen tümörler transplantasyondan 2-3 hafta sonra 1-3 mm çapında olarak gözlemlenir ve eğer zamanında tedavi edilmez ise 10-15 cm çapına ulaşırlar. Bu gibi ilerlemiş vakalarda kitle hemorajik, ülserasyonlu ve enfekte olabilir.

     Dişi köpekte TVT'nin normal ve  mikroskopta görünümü 



   Semptomlar

1- Erkek köpeklerde tümör özellikle, glans penisin craniyalinde, prepusium mukozasında veya bulbus penistedir. Tümöral kitle prepusiumdan taşımıştır ve phimozis ile komplike olabilir. Bu nedenle üretritis, sistitis ve prostatitis ile karşabilir.

 2- Anemnez bilgiler ve yaplan klinik muayene TVT şüphesi doğursa da kesin tan alnan kitlenin histopatolojik muayenesi, alınan spermanın incelenmesi ya da elektron mikroskopta virus projeksiyonlarının görülmesiyle konulabilmektedir.
 
 3- Sitolojik incelemelerde yuvarlak ya da oval polihidral hücreler, daha çok eozinofilik vakuollü ince sitoplazma, yuvarlak hiperkromatik nükleus ile nükleolus ve makul sayda mitotik şekiller görülür. Ayrıca çekirdek sitoplazma oran çekirdek lehine artış göstermiştir.

                   Köpekte TVT görünümü


    Tedavi

Tedavide cerrahi, immunoterapi, bioterapi, radyoterapi ve kemoterapi gibi bir çok seçenek kullanlmaktadır. Kemoterapi bilinen en etkili,  kolay tedavi ve vincristine sulphate da bilinen en etkili ilaçtır. Transmissible venereal tümör olguların tedavisinde kullanılan siklofosfamid, myelosupresyon ve steril hemorajik sistitise neden olmaktadır, ancak aynı amaçla kullanlan farklı bir ajan olan vincristine sulphate’n yan etkileri daha azdır. Bu amaçla vincristine sulphate haftada bir kere 0.025mg/kg (0.5-0.7 mg/m2; en fazla 1 mg) dozunda intravenöz 2-6 hafta süresince uygulanmaktadır. Ancak hem genel durumunda hem de kan tablosunda baz yan etkiler görülebileceği için vincristine sulphate kemoterapisi süresince hayvanın genel durumunun takibi amacyla en az haftada bir olmak üzere total lökosit sayısının takibi yapılmaktadır. 

           iyileştikten sonraki son durum

PROLAPSUS UTERİ

        PROLAPSUS UTERİ

Prolapsus uteri; yavru zarlarını atamayan, normal veya güç doğum geçiren kısraklarda nadiren görülen bir hastalıktır. Prolapsus uteri, uterusun kendi içine dönerek vaginadan dışarıya doğru gelmesi olarak tanımlanır. Tanısı kolay olup, 
hayvanın hayatını tehdit eden bir durumdur. Üreme organları, vulva arasında uzanmakta ve uterus geniş ligamentlerle karın boşluğuna 
asılmaktadır. Doğumun üçüncü aşaması süresince yavru zarlarının atılması için devam eden uterus kasılmaları, yavru zarlarının bağlı olduğu yerlerden çekmeler ve pelvisten aşağı sarkan zarların ağırlığının oluşturduğu gerilme, kornu uterilerin uç kısımlarının tersine dönmesine ve prolapsusa neden olmaktadır. Çoğunlukla tek kornu, bazen ise her iki kornu prolabe olabilmektedir. Prolapsus uteri sık olarak doğumdan hemen sonra ortaya çıkmakta, nadiren doğumdan birkaç gün sonra da 
görülmektedir.



    Klinik Belirtiler

Tanı; klinik belirtiler, rektal, vaginal ve ultrasonografik muayenelerle yapılmaktadır. Dışarı çıkan endometriyum çok damarlı olduğundan kolayca tanınabilmektedir.

Uterus; ödemli, kanamanın derecesine bağlı olarak parlak veya koyu kahverengi şekilde, farklı oranda hasar ve kırılganlığa sahip, yavru zarlarını üzerinde taşıyor olarak, vulvadan sarkmış olarak görülebilir. 
Kısmi prolapsuslarda; vaginal, rektal ve ultsonografi muayeneleri yapılmalıdır. Sıklıkla sancı, ıkınma ve şok belirtileri görülmektedir. Prolapsus uteri süresince, uterus dokusunun fazla gerilmesi sonucu uterus atonisi ortaya çıkabilir. Ovaryum ve uterus atardamarlarında akut kanama olduğunda; hızlı kalp atımı, terleme, titreme, solgun mukoza zarları, soğumuş ön vearka bacaklar dikkat çekmektedir. Bu kanamaların tanısı, rektal ultrasonografi ile asimetrik bölgeler halinde görüntülenmektedir. Geniş ligamentler içindeki kanamaların prognozu, periton boşluğuna olanlara göre daha iyidir.




   Nedenleri

Prolapsus uteriye; uzun mesometriyal bağlar, yavru atma , uzayan gebelik, kornu uterinin 
ovaryuma yakın uç kısımlarındaki zarların atılamaması, vulva ve vaginadaki yırtıklar, uterus atonisi, sancı, aşırı yemleme veya idrar yapma zorluğundan dolayı karın iç basıncının artması ve doğuma müdahale olup olmadığına bakılmaksızın güç doğum şekillenmesi sebep olabilmektedir Uterusun kasılma yoğunluğu ve hacmindeki artış ile uterusu destekleyen yapıların gevşemesi, prolapsus uteriye predispozisyon oluşturmaktadır. Mesometriyal bağların uzamasının, gevşek ve atonik uterus ile birlikte bulunması prolapsus uterinin temel nedenlerindendir.Hormonal etkinin yetersizliği sonucu uterusun gevşeyerek 
prolabe olduğu düşünülmektedir. 



   Komplikasyonlar ve Prognoz
 
Büyük ligamentlerin yaralanması sonucu karın boşluğu içinde iç kanama, şok, iskemi, laminitis, metritis, endotoksemi, idrar kesesinin eversiyonu veya prolapsusu, bağırsakların fıtıklaşması, uterus yırtığı ve ölüm gibi komplikasyonlar görülür.
Her türlü yaralanma ve enfeksiyon, fertiliteyi olumsuz etkilemektedir. Prolapsusun dercecesine, uterusta yırtık, geniş ligamentlerde kanama, metritis ve endometrial hasar varlığına göre prognoz değişmektedir. 


    Tedavi 

Tedavinin başlangıcında ıkınmanın önlenmesi 
amacıyla hayvanın mizacına göre sedatif ve epidural anestezi yapılır. Alt epidural boşluğa %2’lik lidokain’den (1-1.25 mL\100 kg) yavaşça verilebilir. Yüksek doz uygulamasında,
koordinasyon bozukluğu veya yere düşme 
olabileceğinden sakınılmalıdır. Prolabe 
olan uterusun ve veterinerin yaralanmasını önlemek için zaptı rapt sağlanmalıdır. Uterusun temiz bir küvet içinde vulva seviyesine kaldırılması; dolaşımın düzelmesini, tıkanmanın 
azaltılmasını, ağrıya sebep olan uterus-ovaryum 
ligamentlerinin gerilmesinin azalmasına ve uterusun daha kolay yerine yerleştirilmesini sağlamaktadır. Prolabe olan uterus içinde bağırsak kalmış ve bağırsakta iskemik hasar ortaya çıkmış ise, orta hattan karın açımı
yapılarak, tedavi yapılmalıdır. İdrar yolu kapalı ise, uterus yerleştirilmeden önce kesenin katerizasyonu yapılmalıdır. Bu mümkün olmazsa, geniş bir enjektör ile idrar kesesi boşaltılmalıdır. Uterus dikkatli bir şekilde temizlenmeli ve yerleştirilmesinden önce yavru zarları
kanamaya neden olmaksızın endometriyumdan 
ayrılıyorsa, uzaklaştırılmalıdır. Ayrılmayan zarlar fazla ve zarlar kuvvetli bir şekilde yapışmışsa, yalnızca serbest haldeki parçalar, daha kolay bir yerleştirme imkânı vermesi için uzaklaştırılmalıdır. Eğer fazladan kalan parçalar uzaklaştırılmazsa, yavru zarlarının ağırlığı sürekli geriye çekme oluşturarak, prolapsus uterinin tekrar görülmesine neden olabilmektedir. Uterustaki kanamalar 
durdurulmalı, tam yırtıklar dikilmeli ve seroza yüzeyleri karşı karşıya getirilmelidir.Uterusta yırtılma ve delinmeyi önlemek için endometriyal 
yüzeylere saf vazelin jeli sürülmeli ve uterusun reddi temiz 2-3 adet plastik çöp torbası içinde 
gerçekleştirilmelidir. Yerleştirme işlemi 
alt epidural anestezi altında olmalı ve vulvayla birleşim yerinden başlanılmalıdır. İneklerdeki 
kotiledoner yapı olmadığından, teknik kolaydır ve 
kanama miktarı azdır. Uterus bolca kayganlaştırıldıktan sonra yerine yerleştirilir. Uterusun reddedilme sürecinde, kolayca yırtılma ihtimali nedeniyle parmak ucu yerine elin avuç içi bitişik olarak kullanılmalıdır. Yerleştirmeden sonra uterusun tamamen tersine döndürülmesi çok önemlidir. Bunu sağlamak için uterus içine serum fizyolojik verilir ve sonrasında bu sıvı sifonla geri alınmalıdır.  İsteğe bağlı olarak X dikişi veya basit dikiş atılır. Dikiş atılırken idrar kesesinin kapanmamasına dikkat edilmelidir. Prolapsusu takip eden günlerde, rektal ve ultrason muayeneleri yapılarak, uterusun involusyonu takip edilmelidir. Analjezik ve NSAİD ilaç uygulaması yapılır.
     dikiş uygulama ve uterus içerde tutma tekniği 

KETOZIS HASTALIĞI NEDİR? BELİRTİLERİ NELERDİR?

KETOZİS
Etken: Laktasyonun ilk dönemlerinde yetersiz enerji alımı, aşırı yağlanma, 
yetersiz eksersiz, adrenal bezlerin disfonksiyonu, kalitesiz silaj ve yüksek proteinli yemler, açlık, karaciğer yetersizlikleri, kobalt yetersizliği, mastitis, metritis, travmatik retikülitis, aşırı yemleme ve genetik duyarlılık
Klinik bulgular:Hastalık daha çok laktasyonun ilk ayında, ender olarak da gebeliğin geç dönemlerinde ortaya çıkar.
Ketozis, iki formda seyreder; sindirim sistemi formu ve sinirsel form.Sindirim sistemi formunda, iştahta azalma, yem ve su tüketiminde düşme,ağırlık kaybı, rumen hareketleri ve ruminasyonda durma, seyrek defekasyon, sert ve mukuslu dışkı görülür. Kanda keton cisimcikleri miktarı artar, glikoz miktarı düşer. Solunum havasında, deride ve sütte aseton kokusu algılanır, süt veriminde düşme,süt kıvamında koyulaşma görülür. 
Sinirsel formda; hayvanda agresif hareketler, yem niteliği olmayan maddeleri yeme, tutarsız hareketler, böğürme, saldırganlık görülür. 
Otopsi bulguları: Karaciğer bariz bir şekilde büyümüştür, gevrek kıvamda
ve safran rengindedir.
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli: Kan serumu, idrar, süt
Koruma ve kontrol: Doğumdan önce hayvanlar iki ay kuruya alınmalıdır.
Doğum öncesi ve sonrası hayvanlar dengeli rasyonla beslenmelidir. Hayvanların aşırı yağlanmasına ve zayıflamamasına dikkat edilmelidir. Ahırdaki hayvanlar her gün gezdirilmelidir. Rasyonlara yeteri miktarda kobalt, fosfor, mangan gibi iz elementler ve A vitamini ilave edilmelidir. Doğumdan sonra 1-1.5 ay süreyle sodyum propiyonat yemlerle birlikte verilmelidir. 
Dezenfeksiyon: Hastalığa yönelik özel bir dezenfeksiyon şekli bulunmamaktadır. Genel hijyen ve dezenfeksiyon kurallarına uyulmalıdır.

14 Mart 2020 Cumartesi

Keçi Irkları ve Özellikleri

Ankara Keçisi
Ankara keçisi Ankara'nın tüm bölümlerinde yetişmekle birlikte en çok Beypazarı'nda bulunur.Evcil keçi ırklarından birisidir. Diğer adıyla tiftik keçisi de denir. Yaklaşık 35-40 kg ağırlığındadır. Uzun, ipek gibi beyaz tüyleri için yetiştiriciliği yapılır.Ankara Keçisi, öncelikle tiftik verimi için yetiştirilir. Bunun yanında eti, sütü ve 
derisinden de yararlanılır. Bir hayvandan ortalama 2-3 kg, tekelerden ise 6 kg'a kadar tiftik alınır.Orta Anadolu ve özel olarak Ankara Bölgesi Tiftik Keçisi yetiştiriciliği için uygun bir bölgedir. Ankara Keçisi step iklimi sever. Alçak, bataklık ve rutubetli iklimlerde tiftik keçisi 
ırk özelliklerini yitirir, tiftiği kabalaşır, parlaklığı kaybolur. Bu nedenle, kıyı bölgelerine yaklaştıkça tiftik keçisinin sayısı azalır ve yerini kıl keçisine bırakır.
Ufak tefek hayvanlardır, et verimi azdır. Ancak etleri lezzetlidir ve gevrek bir yapıdadır. Keçi etinin kendisine mahsus kokusu bunda yoktur. Eti sevilerek tüketilir.
Et verimi gibi süt verimi de düşüktür. Oğlaklarını  doyuracak kadar sütleri vardır . Bundan dolayı
sağılmazlar. Ancak yapılan araştırmalarda süt verimi fazla olanlara da rastlanmıştır. Ankara keçisi sağılırsa oğlaklar yeterince beslenemez, tiftik kalitesi de bozulur.
Ankara keçilerinin derisi ince ve yumuşaktır. Post,
seccade, ayakkabı, çanta, eldiven, süet eşya yapımında kullanılır.

Beyaz Alman Asil Keçi
Beyaz Alman Asil keçilerde vücut rengi genellikle beyaz renktedir. Saanen keçisine benzeyen Beyaz Alman keçisi üstün uyum yeteneği sayesinde birçok ülkeye götürülerek yetiştiriciliği yapılmaktadır. Vücut kısa ve düz kıl örtüsüne sahip kuvvetli ve sağlamdır.
Boynuzsuzluk aranan bir ırk özelliğidir. Sütçü bir ırk olması nedeniyle meme yapısı iyi gelişmiştir.
Almanya’da Saanen ve Appenzel keçilerinin
melezlenmesi ile elde edilmiştir. Beyaz Alman Asil keçileri yüksek döl verimine ve oğlakların erken gelişme yeteneğine sahip oluşu nedeniyle yemden yararlanama yeteneği yüksektir.
• Verim özellikleri
Ergin tekeler 70-80 kg
Ergin keçiler 60-70 kg
Laktasyon süresi 300 gün
Sütte yağ oranı %3-4
En yüksek süt verim ortalaması 1000-1200 kg

Kaşmir Keçisi
İran, Irak, Afganistan, Rusya, Pakistan, Hindistan ve Nepal başta olmak üzere Orta Asya ülkelerinde 3-5 bin metre yükseklikte yaşamaktadır. Tekstil sanayinin önemli bir hammaddesi olan kaşmir üretimi amacı için yetiştirilmektedir. Çok ince kıllardan oluşan kaşmir çok yüksek fiyatlara satılmaktadır.Canlı ağırlık 30-40 kg, yıllık kaşmir verimi 150-200 kg arasındadır.

Kıl Keçisi
Türkiye'de en yaygın olarak yetiştirilen (%81) keçi ırkıdır. Halk arasında karakeçi olarak adlandırılır. Dağlık ve tepelik bölgelerde yetiştiriciliği yaygındır. Kıl keçilerinin 
renkleri siyah olup, gri, kahverengi ve alaca renklere de rastlanır.
Döl verimi çok yüksek olmadığından dolayı bir doğumda genellikle bir oğlak verir. Laktasyon verimi 180-235 gün olup, süt verimi 100-130 kg arasında değişmektedir. Keçilerde canlı ağırlık 45-65 kg, tekelerde ise 60-90 kg’dır. Kıl verimi tekelerde 1-2 kg, 
dişilerde ise 0.5-1 kg arasındadır.

Kilis Keçisi
Her türlü iklim koşullarına iyi uyum sağlar. Ekstansif ve enstantif koşullarda, küçük aile işletmeleri halinde veya sürüler halinde yetiştirilebilir.Sağlam vücut yapısına sahiptir. Uzun mesafe yürüyüşe yeteneklidir. Süt ve döl verimi yüksek bir keçi ırkıdır. Vücut çok uzun ve genellikle siyah renkli kıllarla kaplıdır. Kulaklar 
çok uzun, geniş ve sarkıktır. Kilis keçileri genellikle boynuzludur, ancak, boynuzsuz erkek ve dişi hayvanlar da bulunmaktadır. Meme iyi gelişmiş olup iki bacak arasında öne doğru uzanmaktadır.
Verim özellikleri:
Canlı ağırlık: erkek: 60 - 90 kg; dişi: 45 - 65 kg
Süt verimi: 200 - 350 kg
Laktasyon süresi: 250 - 300 gün
Süt yağ oranı: %4.3 - %4.7
Bir batında oğlak sayısı: 1.2 - 1.6

Malta Keçisi
Malta adasında, süt verimini artırmak amacıyla melezleme sonucu geliştirilmiş bir keçi ırkıdır. Akdeniz ülkelerinde küçük gruplar halinde yetiştirilir. Türkiye’de yaygın olarakEge ve Marmara kıyı şehrinde, özellikle İzmir çevresinde Çeşme ve Kuşadası’nda bulunur. 
Malta keçilerinde renk çoğunlukla kahverengi alacadır. Deri ince, vücudu örten kıllar kısa ve incedir. Kulaklar uzun ve sarkıktır. Boyunda küpeler bulunur. Memeler iyi gelişmiş olup, üzerindeki damarlar belirgindir. Diğer süt keçilerinde olduğu gibi vücut önden arkaya genişleme gösterir.
Keçilerin ergin canlı ağırlığı 35-40 kg, erkeklerin canlı ağırlığı 45-50 kg’dır. Laktasyon süt verimi 500-600 kg ve Laktasyon süresi 250-300 gün’dür. Canlı ağırlığının 
yaklaşık olarak 14 katı süt verimine sahiptir. Sütte yağ oranı % 3.5-4.5 civarındadır. Bir batında oğlak sayısı 2,5 arasında değişmektedir.

Norduz Keçisi
Van ili Gürpınar ilçesi köylerinde, Norduz olarak tanınan yörede yetiştirilir. Bu ırkın kaşmir keçisi olarak bilinen Morghose keçisinin yerli keçi ırkları ile doğal melezlenmesi sonucu ortaya çıktığı sanılmaktadır. Yaz ve kış aylarında ek yemleme yapılmadan bölgedeki 
meralarda beslenmektedir.
Beden esas rengi siyah olmakla birlikte beyaz, krem, siyah-beyaz, gri, kül, kahverengi ve süt kahvesi renklerde görülür.Erkekler sağlam boynuzlu olup, boynuzlar görkemli, sağlam, uzun ve yukarı doğru, 
her iki yanda arkaya doğru hafif eğimlidir.

Saanen Keçisi
İsviçre’nin Saanen vadisinde yetiştirilen ve buradan yayılan bir keçi ırkıdır. Bu ırk dünyanın hemen hemen her tarafına götürülmüştür. Genel olarak adaptasyon yeteneği yüksek, sağlam konstitüsyonlu bir ırktır. Saanen keçileri boynuzsuz, erkekleri boynuzludur.
Genel olarak keçiler küpeli, kısa ve beyaz tüylüdür. Meme iki but arasına iyi yerleşmiş olup koltuk tipi bezel memedir. Bezel meme; oldukça şişkin ve dolgun anlamındadır.Gelişme hızı, süt ve döl verimi yüksektir. Genellikle 2-5 başlık gruplar halinde aile işletmelerinde yetiştirilir. 1959 yılının başında Türkiye’ye degetirilmiştir ve halen saf ve melez olarak yetiştirilmektedir.
Saanen ırkının en önemli özelliklerinden birisi olan farklı iklim koşullarına uyma yeteneği sayesinde, götürüldüğü yerlere çok çabuk adapte olabilmektedir. Saanen keçileri yemleme ve mera koşullarına karşı çok uyumludur. Yüksek verim yeteneği ancak iyi bakım 
ve besleme koşullarında ortaya çıkar. Saanen keçilerinde yemden yararlanma yeteneği yüksektir ve erken çağda cinsi olgunluğa ulaşırlar ve hızlı ürerler. Bu da, Saanen ırkının yetiştirme yönünden en önemli avantajlarındandır. Döl verimi yüksek olan ırk,genellikle 
ikiz ya da üçüz doğum yaparlar
Canlı ağırlık ortalamaları erkeklerde 70 kg, dişilerde 50 kg’dır. Ortalama 2.5 yaşında süt verimi 750 kg ve laktasyon süresi 280 gün’dür. Elit sürülerde laktasyon süt verimi bir ton ve laktasyon uzunluğu 300 gün olarak belirlenmiştir. Sütte yağ oranı % 3.4-3.6 civarındadır. 
Bir batında oğlak sayısı 1.7-1.8 arasındadır.

Tiftik Keçisi
Esas yetiştirilme yeri Ankara ve çevresi olduğu için Tiftik keçisi tüm dünyada Angora (Ankara) keçisi olarak bilinir. Tekeler ve keçiler genellikle boynuzsuzdur. Bu keçi ırkında kulaklar uzun ve sarkıktır. Tiftik keçilerinin büyük çoğunluğu beyazdır. Ancak Siirt ve Mardin yörelerinde siyah, kahverengi ve gri renklere de rastlanmaktadır. Bu keçinin en önemli özelliği tiftiktir. Tiftik uzun, yumuşak ve elyaftan oluşan değerli bir tekstil hammaddesidir.
Keçilerde canlı ağırlık 30-40 kg, tekelerde ise 45-55 kg arasındadır. Tiftik keçileri genelde sağılmaz, ancak sağıldıklarında yavruların emdiği süt hariç 25-50 kg süt 
vermektedir. Laktasyon süresi 120-130 gündür. İkiz doğum aranı % 2-5'dir

Social